AKTİF ÇAMUR MİKROBİYOLOJİSİ
Biyolojik arıtma tesislerinde en sık yaşanılan problemler ağırlıklı olarak Çamur Kabarması ve Köpürmedir. Çamur kabarması denilince akla gelen ilk unsur filamentli bakterinin aşırı miktarda bulunması denir. Oysa aktif çamur dahilinde bir miktar filamentli bakteri bulunması flok oluşumu için oldukça faydalıdır. Filamentli organizma eksiliği küçük, kolay parçalanabilen (toplu - iğne başı şeklinde) flok oluşmasına neden olur. Yaklaşık 20 ye yakın filamentli organizma türü vardır ve her biri arıtma tesisinin işletilmesinde sorun yaşatabilir.
Arıtma tesislerinde köpürmeye neden olan "Nocardia" ve "M.Parvicella" gibi mikroorganizmalar da filamentlidir. Bu organizmaların sebep olduğu köpük ; kalıcı, koyu kahve renkli olup taziksiz suyla veya kimyasal köpük kesicilerle yok edilmesi olanaksızdır. Zaman zaman köpük seviyesi 180 cm e kadar ulaşabilir. Ayrıca soğuk hava şartlarında bu köpük katılaşarak temizlenmesini daha zor bir hale getirir.
Pek çok durumda aktif çamur mikrobiyolojisinin yavaş bir değişim gösterdiği düşünülürse, filamentli bakteriden kaynaklanabilecek köklü değişim için 2 - 3 günlük (Çamur Yaşı) bir süre yeterli olacaktır.
Çamur kabarmasına neden olan filamentli bakterilerin oluşumunu sağlayan ve/veya hızlandıran 5 ana unsur aşağıda listelenmiştir.
1. Havalandırma havuzundaki düşük çözünmüş oksijen konsantrasyonu : Çözünmüş oksijen konsantrasyonun 0.01 - 0.03 e kadar düşmesi durumunda filamentli bakteriler (özellikle 1701 tipi) yüksek bir üreme hızına kavuşur. Bu gibi durumlarda hava sağlayan cihazların kapasitesi artırılarak çözünmüş oksijen konsantrasyonu 2.0-4.0 mg/lt aralığına getirilmelidir. İdeal değer için 2.0 mg/lt denebilir. Ayrıca havalandırma havuzundaki MLSS miktarı da artırılabilir.
2. Organik yükün azalması (düşük F:M oranı) ; F/M oranı arıtılmadır, böylece çamur yaşı düşer. F/M yada çamur yaşının arıtılması / azaltılması geri devir oranı ve/veya fazla çamur miktarlarının değiştirilmesi ile sağlanabilir.
3. Havalandırma havuzundaki MLSS miktarı da artırılabilir. PFR (plug flow reactor) AKTİF ARITMA dönüşüm yapılabilir veya selektör kullanılabilir. Ham atıksuyun septikleşmesi / sülfit ; Bazı tür filamentli organizmalar hetetrofik olmalarına rağmen aynı zamanda inorganiklerin oksidasyonu veya indirgenmiş sülfürden de enerji kazanarak diğer katı hetetrofik olan flok yapıcı rakiplerine karşı üstünlük sağlamış olurlar. Bu gibi filamentli organizmaların sebep olduğu çamur kabarmaları durumunda SVI değerlerinin 500 ml/g aştığı görülmüştür. Havalandırma kapasitesi artırılmalı veya septiklik kimyasal olarak ta giderilebilir (ön arıtma).
4. Besi maddesi eksikliği ;
5. Bu durum evsel atıksudan ziyade daha çok endüstriyel atıksuların arıtılmasında görülür. BOD5/N/P oranı 100/5/1 e getirilerek bu durum düzeltilebilir. Çıkış suyundan alınan numune üzerinde yapılan analizde en az 1.0 mg/lt inorganik azot -N (NH3 ve NO3-N) ve 0.2 mg/lt çözülebilir PO4-P olmalıdır. Düşük pH (< 6.0) ; Havalandırma havuzu pH değeri sülfürik asit veya kireçle 6.5 - 8.5 aralığına çekilmelidir.
Nocardia , çamur kabarmasına (bulking) değil , çamur köpürmesine neden olur. Nocardia köpürmesinde çamur kalın- kalıcı ve kahve rengi kalıplaşmış bir yapıya bürünür. Bu köpük havalandırma havuzu veya çökeltme tankı üzerinde oluşabilir.
Çamur yaşının 9 günü geçmesi durumunda köpürme problemiyle karşılaşılabilir. M. Parvicella yani diğer mikroorganizma için ise düşük F/M değerleri, yağ-gres miktarının yüksekliği ve soğuk hava şartları görülebilir. Nocardia daha çok yazın, M. Parvicella ise kışın görülür. Amerikadaki evsel nitelikli atıksularda yağ - gres oranının Avrupaya nazaran yüksek olmasından dolayı Avrupada M. Parvicella daha nadir görülür.
Çamur köpürmesini engellemek için genelde hava miktarı azaltılır, fakat bu durum düşük oksijen konsantrasyonuna yol açar, başka bir deyişle bu seferde çamur kabarması sorununun başlangıcına yol açılmış olur. Aynı zamanda arıtma veriminden de ödün verilmiş olur.
Klasik çözüm ise ; çamur yaşının düşürülmesidir. Nocardia sorunu yaşayan çoğu arıtma tesisinin çamur yaşını 2 güne kadar düşürdüğü tespit edilmiştir. Diğer başka bir çözüm ise köpük kapanlarının kurulması veya tazyikli su sıkılarak köpüklerin parçalanmasıdır.
Arıtma tesislerinde karşılaşılan köpük cinsleri ve nedenleri aşağıda açıklanmıştır.
1. Beyaz - gri (kirli beyaz) renkte ince köpük :
2. Düşük çamur yaşı " genç çamur" , bazı yüzey aktiflerin arıtılabilmesi için yeterli süre olmaması - deterjan vb. gibi . Açık beyaz renkte çok kabaran köpük ; Biyolojik olarak parçalanamayan deterjanlardan dolayı meydana gelir. Artık pek rastlanılmıyor.
3. Kül renginde köpük ; Anaerobik çürütücülerden, santrifüjlerden veya filtrepres gibi susuz
4. laştırma ünitelerinin süzüntü suyunun çok miktarda olmasından kaynaklanır. Kalın, gri renkte sümüksü yapıda köpük ; Daha çok endüstriyel atıksu arıtma sistemlerinde görülür. Besi eksikliğinden meydana gelir. BOD5/N/P oranı 100/5/1 olarak sağlanmalıdır. Bu durumda mikroorganizmalar, besi eksikliğinde dolayı yüksek miktarda polisakkarit üretirler.
5. Son çökeltme havuzunda kalın çamur tabakası ; Denitrifikasyon : yani atıksuda nitrat varlığına delalet eder. Çamur , çökeltme tankında uzun süreden beri bekliyor demektir. Daha çok sıcak havalarda meydana gelir.
6. Kalın, kahverengi, kalıcı köpük ; Nocardia'nın varlığından kaynaklanır. (Nocardia da filamentli bir organizmadır)
Aktif çamur proseslerinde, filamentli organizmalar dışında karşılaşılan bazı problemler şunlardır ;
Zayıf Flok Oluşumu : Çıkış suyu bulanık olur. Zayıf floklar kolay parçalandıkları için Çökeltme Havuzunda kolayca çöktürülemezler. En büyük sebebi özellikle Uzun Havalandırmalı sistemlerde aşırı derecede havalandırılıyor olmasıdır.
Dağınık Büyüme : Flok oluşumu yoktur, biyokütle çökelmesi diye bir durum söz konusu olmaz ve çıkış suyu çok bulanıktır. En büyük sebebi F/M oranının yüksek olmasıdır. Yani çok yüksek bir organik yükleme söz konusudur. Atıksudaki H2S konsantrasyonu da bu duruma sebebiyet verebilir. Ön havalandırma işlemi yapılmalı veya organik yüklemenin azaltılmalıdır.
Zoogleal Kabarması : Yüksek F/M oranlarında flok yapıcı Zoogloea bakterisinin floklara müdahalesinden meydana gelir.
Besi eksikliği - Kabarma ve Köpürme ; Jöle şeklinde meydana gelen bu kabarma çamur çökelmesini olumsuz etkiler. BOD5/N/P oranı 100/5/1 olarak sağlanmalıdır.
Yüzen Çamur (Denitrifikasyon) : Nocardia ve M. Parvicella gibi köpük yapıcı maddelerin yokluğunda, nitrojen gazı ile birlikte çamur, çökeltme havuzu yüzeyine doğru çıkar. Suda nitratın varlığını gösterir. Daha çok sıcak havalarda meydana gelir.
Optimum aktif çamur performansı ; serbest yüzen siliatlar, askıda siliatlar ve rotiferlerin beraberliğinde meydana gelir. Yapılan araştırmalarda PFR (plug flow reactor) tipi havalandırma havuzlarındaki çamur kabarmasının CSTR (tam karışımlı) tipi havalandırma havuzlarına nazaran daha az olduğu tespit edilmiştir. Özetle çözünmüş oksijen konsantrasyonu 1 mg/lt nin altına asla düşmemelidir. Çamur kabarmalarını önlemek için başvurulan en popüler yöntemin RAS (Geri Devir Çamur) hattına klor ilavesi olduğu tespit edilmiştir. Dozaj miktarı dezenfeksiyonda kullanılan miktardan daha az olmalı ve kademeli olarak artırılmalıdır. Farklı bir dozaj aralığı olarak ise 1000 kg MLVSS/gün için 1 - 10 kg klor (sodyum hipoklorit) kullanılabilir. Klor miktarının yeterli olup olmadığı en geç 3 - 5 gün içerisine belli olacaktır. RAS klorinasyonunu müteakip en popüler yöntem hava miktarının artırılması, WAS (fazla çamur hattı) miktarı artırılıp/azaltılarak F/M oranının kontrolüdür. Ayrıca RAS miktarının değiştirilmesi ve RAS hattı dağıtımının havalandırma havuzuna farklı noktalardan yapılması da çözüm olabilir.
Çökeltme havuzuna polimer ilavesi ile çamurun kolay çökmesi sağlanabilir. Bunun için polimer satıcısı firma tarafından uygun polimerin Jar Test ile tespit edilmesi gerekir.
Çamur kabarmasında; kullanılan bir başka yöntem ise Selektördür. Selektör ; RAS ve ham atıksuyun havalandırma havuzuna girmeden önce karıştığı ayrı bir hazne/havuz/yapıdır. Selektörde özellikle F/M oranı üzerinde değişiklikler yapılır.
ELEKTROKOAGULASYON VE FAYDLARI
Elektrokoagulasyon atıksu geri kazanımı için gereken kimyasalların miktarını azaltmak yada tamamen yok etmek amacıyla geliştirilmiştir. Elektrokoagulasyon yüzey yüklerinin elektrokimyasal pilde nötralize edilebilirliğinin avantajına sahiptir. Partiküller arasındaki itici güçler kırılmakta ve disperse partiküller daha büyük ayrılabilir agregatlara bağlanmaktadırlar.
Elektrokoagulasyon, suda askıda, emülsüfiye yada çözünmüş halde bulunan kontaminantların ortama elektrik akımı vererek destabilize edilme prosesidir. Sudaki kontaminantlar, güçlü elektrik alana maruz kalırlar ve elektriksel olarak oksidasyon ve redüksiyon reaksiyonlarıyla azaltılırlar.
Koagulasyon kimyasal ve elektriksel olarak gerçekleştirilebilir. Kimyasal koagulasyon, yüksek işletme maliyetleri nedeniyle bugün Avrupa Ülkelerinde daha az kullanılır hale gelmiştir. Kimyasal koagulasyonun diğer dezavantajlarına büyük miktarlarda çamur oluşumu ve kullanılan metal hidroksitlerin tehlikeli kimyasallar sınıfına girmesi örnek olarak verilebilir.
Kimyasal koagulasyon, süspande maddeleri destabilize etmek ve çözünebilir metalleri ve diğer inorganik türleri çöktürmek amacıyla yıllardır kullanılmaktadır. Alum, kireç ve/veya polimerler kullanılan kimyasal koagulantlardır. Bu prosesler, yüksek su içeriği ve bu nedenle de filtrasyonu yavaş ve susuzlaştırması zor olan büyük miktarlarda çamur oluşturur. Bu arıtma prosesleri aynı zamanda çıkış suyundaki toplam çözünmüş katı madde içeriğini arttırma eğilimindedir. Buda bu suların endüstriyel uygulamalarda tekrar kullanımını olanaksızlaştırmaktadır.
Elektrokoagulasyon iyon ve partikül yüklerini nötralize ederek kontaminantların çökelmesini, kimyasal koagulasyonla mümkün olan konsantrasyonun altına düşmesini ve pahalı kimyasal maddelerin (metal tuzları, polimer) kullanımının azaltılmasını ve/veya kullanılmamasını sağlar.
Elektrokoagulasyon prosesi;
Ağır metalleri giderir,
Süspande ve kolloidal katıları giderir,
Sudaki yağ emülsiyonlarını kırar,
Yağ ve gresi giderir,
Kompleks organikleri giderir,
Bakteri ve virüsleri giderir.
Faydaları;
İlk yatırım maliyeti alternatif teknolojilerden belirgin bir şekilde düşüktür.
İşletme maliyeti alternatif teknolojilerden belirgin bir şekilde düşüktür.
Düşük enerji ihtiyacı gerektirir.
Kimyasal ilavesi yoktur.
Fazla bakım gerektirmez.
İşgücü ihtiyacı düşüktür.
Çamur minimizasyonu sağlar.
Birçok kontaminantı bir arada giderir. Yani alternatif proseslerde belli kontaminantları gidermede birkaç proses artarda kullanılır. Ancak elektrokoagulasyon bu kontaminantları tek bir prosesle giderebilmektedir.
Elektrokoagulasyon prosesi aşağıdaki işlemlerde başarıyla uygulanmaktadır:
Gıda proses atıksularından yağ, protein ve lif geri kazanımında,
Atıksulardan metal ve yağ gideriminde,
Yağ, kir ve metallerin uzaklaştırılmasıyla antifriz yenilenmesi,
Ters ozmoz gibi membran teknolojilerinin öncesinde ön arıtma olarak,
Silis, sertlik, AKM, vb.lerin giderimiyle kazan besleme suyunun ön şartlandırması,
Kazan için gereken kimyasal arıtma ihtiyacını ortadan kaldırarak çözünmüş katıların giderimiyle kazan blöf suyunun yeniden şartlandırılması,
Atıksulardan BOI, AKM, yağ ve gres, toplam çözünmüş katı madde gibi kirliliklerin gideriminde,
Arıtma çamuru susuzlaştırma ve atıksudan ağır metal gideriminde,
İçme suyu şartlandırmada,
Suyun deşarj veya tekrar kullanımından önce klor ve bakteri gideriminde.
Çevre Kirliliği ve Temiz Üretim
Özellikle 20. Yüzyıl’ın ikinci yarısında baş döndürücü bir hıza ulaşan teknolojik ve endüstriyel gelişmelerin beraberinde getirdiği çevresel değerlerin tahribi, çevre kirliliği ve yenilenemeyen kaynakların hızla azalması günümüzde hızlanarak sürmektedir.
Endüstrileşme ve yaşam biçimlerindeki değişmeye paralel olarak ortaya çıkan atıklar, zaman içinde logaritmik bir artış göstermiş ve bu atıklardan kaynaklı yaşanılan yerel çevre sorunları küresel bir boyut kazanmıştır. Ozon tabakasındaki delinme, küresel ısınma, asit yağmurları, çeşitli doğal alıcı ortamlara -özümseme kapasitelerinin çok üzerindeki miktarlarda- yapılan toksik ve tehlikeli atık deşarjları bu kapsamda sayılabilir.
Alıcı ortamların kirlilik özümseme kapasitelerinin aşılmaya başlanması, doğal ortamdaki dengelerin geri dönüşü zor/imkansız bir şekilde değişiyor olması, çevre kirliliği kaynaklı büyük ölçekli sağlık sorunlarının gündeme gelmesi ve doğal kaynakların hızla tüketilmesi, vb. süreçler sonucu çevre sorunlarının bir kriz boyutuna ulaşması özellikle zengin Kuzey ülkelerinden başlayarak bu soruna farklı bakış açılarını da beraberinde getirdi. Geleneksel olarak oluşan büyük miktarlarda atığın alıcı ortamlara verilmeden önce çeşitli arıtma yöntemleri ile uzaklaştırılması (ki bu zararlı maddelerin ortadan kalkmasını değil sadece bir fazdan başka bir faza dönüştürülmesini sağlayan bir yaklaşımdır) arıtılması, oluşan atık miktarının ve arıtım maliyetinin sürekli artması ile alıcı ortam deşarj standartlarının, kamuoyunda yükselen çevre bilincine paralel olarak, sürekli düşürülmesi endüstriyi bu sorun için daha ucuz çözüm yollarını aramaya yöneltti. İşleyişleri gereği asıl amacı çevresel duyarlılık değil, üretim süreci sonucu oluşacak artı değerin maksimize edilmesi olan şirketler ürettikleri atıkların arıtım ve nihai depolama masraflarını en aza indirebilmek amacıyla, daha az atık üreterek işleyişlerini sürdürebilmenin yollarını aramaya başladılar. Buna ek olarak, son 20-30 yılda artan çevre duyarlılığı özellikle Kuzey ülkelerinde yaşayan tüketicilerin artan bir şekilde üretim, kullanım ve kullanım sonrası süreçlerinde çevreye daha az zarar veren ürünleri tercih etmelerine sebep oldu. Çevreye daha az zarar veren ürünlerin talep görmeye başlaması pek çok endüstriyel sektör için yeni bir rekabet alanı ortaya çıkardı.Bu yeni yönelim sonrası yapılmaya başlanılan çalışmalar sonucu alınacak basit önlemlerle bile üretim sürecinden faydalı bir ürüne dönüşemeden geçerek atık haline gelen hammaddelerin daha etkin kullanımı sonucu bu kayıpların önlenebileceği ve aynı zamanda atık üretiminin azalabileceği ortaya çıktı. Bunu ürünlerin maddesel içeriklerinin azaltılması, üretim için kullanılan maddelerin çevreye daha az zararlı olan maddeler ile değiştirilmesi, üretim ve kullanım esnasında gerekli olan su ve enerji ihtiyaçlarının düşürülmesi gibi yaklaşımlar izledi. Sonuçta atık azaltılması, kirlilik önleme, geri dönüştürme, yeniden kullanım, ürünün çevreye daha duyarlı tasarımı, vb. konular üzerinde yapılan araştırmalar hızla artmış ve bir zamanların “ütopya”sı olan ürün ve hizmetlerin ardında daha az artık ve atıklar bırakarak üretilmesi fikri örnek uygulamalarıyla beraber gündelik yaşamımıza Temiz Üretim (TÜ) adı altında girmeye başlamıştır. TÜ (Cleaner Production) en genel anlamıyla, önleyici çevre yönetimi stratejilerinin üretim süreci, üretilen , hizmet ve ürünler için bütünsel bir şekilde, sürekli olarak uygulanarak, bunlardan kaynaklanan insan sağlığı ve çevresel değerler üzerindeki risklerin ortadan kaldırılması ya da azaltılması ve verimliliğin arttırılması olarak tanımlanmaktadır.
Alışılagelmiş kirlilik kontrolü yaklaşımların tersine TÜ proaktif bir yaklaşımdır. Kirlilik kontrolü yaklaşımları üretim ve tasarım aşmalarını değişmez faktörler olarak benimseyip kirliliği de bu aşamaların kaçınılmaz bir sonucu olarak görmekte ve kirlilik meydana geldikten sonra bu soruna çözüm getirmeye çalışmaktadır. Dolayısı ile bu yaklaşımlar kirliliği daha iyi tanımlama ve atıkları arıtma ve bertaraf etme üzerine odaklanmakta ve kuruluşlara önemli miktarlarda ek maliyet getirmektedir. Öte yanda, TÜ yaklaşımları kirliliği ve atıkları dizayn, kaynak kullanımı ve üretim prosesleri aşamalarındaki yetersizlik, verimsizlik ve etkisizliğin bir sonucu olarak görmekte ve soruna bu aşamalarda gerekli gelişmeleri sağlayarak çözüm getirmeyi amaçlamakta, dolayısı ile sadece atık oluşumunu azaltmakla kalmamakta aynı zamanda ekonomik faydalar da sağlamaktadır.
Yukarıda da belirtildiği gibi, TÜ günümüz çevre sorunlarına kalıcı çözümler getirebilme kabiliyetine sahip önleyici uygulamalara dayanan bir yaklaşımdır. Gün geçtikçe dünyada bu anlayışı benimseyen ülke sayısı gittikçe artmakta, ulusal ve uluslararası ölçekte birçok kurumun da desteğiyle temiz üretim uygulamaları her türlü üretim faaliyetinde benimsenmeye ve uygulanmaya başlanmaktadır.
Ülkemizde de TÜ konusunda bazı çalışmalar yapılmış olmasına rağmen, bu çalışmalar yeterli düzeye ulaşamamıştır. Bu durumun nedenlerinden biri de bu konu hakkında ilgili kuruluşların ve özellikle halkın yeterli şekilde bilgilendirilmemesi ve özendirilmemesidir. Özellikle, TÜ hakkında yeterli miktarda bilgilendirici yazılı dokümanın olmaması ve olanların da herkese tarafında ulaşılabilir durumda olmaması bu durumu daha da kötüleştirmektedir.
Hazırladığımız bu site, bu bilgi kaynağı eksikliğini gidermek ve TÜ konusunda çalışmalar yapan kişiler arasında karşılıklı iletişim olanağı sağlamak amacıyla hazırlanmıştır. Sitemiz, TÜ konusuyla ilgilenen gönüllülerin de katkısıyla bir temiz üretim bilgi kaynağı oluşturmayı hedeflemektedir. Bu yüzden, dışarıdan gelecek her türlü katkıya açık olduğumuzu belirtmek isteriz. Umarız, bu site ülkemizde yapılacak olan TÜ çalışmalarına az da olsa katkıda bulunur.
Aktif Karbonlu Filtrasyon Sistemleri
Aktif karbon; çoğunlukla hindistan cevizi kabuğundan 800ºC buhar altında dumansız yakılarak aktiflik kazandırılmış organik bazlı kömürlerdir.
Suda organik maddelerin sebep olduğu koku, tat ve renk problemlerini giderir. Klor ve klor bileşikleri, deterjan, petrol, sanayi atıklarını, solventleri ve asbest gibi maddeleri adsorbe eder.
Ideal AC Serisinde kullanılan tüm kontrol valfleri servis ve ters yıkama işlemlerini otomatik zaman kontrollü yapar. Sistemi oluşturan Quartz, aktif karbon mineralleri ve lineer elyaf takviyeli epoxy kaplı polietilen tank dünya gıda normlarına uygundur.
Aktif karbon filtre seçiminde proje departmanımız suyunuzun debisine, organik madde, aktif klor miktarına göre optimum yüzey geçiş hızını saptar. Aktif karbon adsorpsiyon katsayılarını gözönüne alarak yüzeyin tutabileceği madde miktarını, ters yıkama ve durulama sürelerini belirleyerek en verimli sistemi seçer.
Ters yıkama işlemi aktif karbon mineralinin rejenerasyonu için değil, basınç altında sıkışıp bloklaşan mineral gruplarını dağıtmak amaçlı yapılır.
Otomatik Yumuşatma Sistemleri
Yumuşatma: Sudaki kalsiyum ve magnezyum iyonlarının sebep olduğu sertliğin katyonik reçine kulanılarak sudan alınması işlemidir.
Sert sular; özellikle buhar kazanlarında, sıcak su tesisatlarında kireçtaşı bağlayarak kesitlerinin daralmasına ve çok büyük ısı transfer kayıpları ile enerji sarfiyatına yol açar.
ASC ve AS Serisi yumuşatma sistemleri tesisat ve ısıtıcılı cihazlarınızın kireçlenmelere karşı korunması, suyunuzun iyi bir lezzet ve yumuşaklığa ulaştırılması amacıyla kullanılır.
ASC Serisi kabinli modeller evsel kullanımlar için kompakt yapıda ve estetiktir.
AS Serisi sistemlerde reçine tankı ile tuz tankı ayrıdır. Yumuşatma sistemlerinde kullanılan tüm kontrol valfleri servis, rejenerasyon ve ters yıkama işlemlerini otomatik yapar. Sistemi oluşturan quartz, divinil benzen bazlı reçine ve lineer elyaf takviyeli epoxy kaplı polietilen tank dünya gıda normlarına uygundur. Taşmaya karşı şamandıra korumalı polietilen tuz tankı sisteme dahildir. Rejenerant madde olarak tuz kullanılır. Tuzlu su çözeltisi için gerekli su her rejenerasyondan sonra kontrol valfı tarafından tuz tankına doldurulur.
Yumuşatma sistemi seçiminde proje mühendislerimiz suyunuzun debi, sertlik derecesi ve diğer parametrelerine bağlı olarak gerekli reçine miktarını hesaplar. Hassas şekilde hesaplanan bu sistemler ile ters yıkamadaki tuz, su ve zaman kaybınızın minimuma inmesi sağlanır.
Otomatik kontrol sistemleri ile donatılmış bu cihazlar, ters yıkama ve rejenerasyon işlemlerini standart modellerde;
� Zaman kontrollü, isteğe bağlı olarak
� Hacim kontrollü veya
� Sertlik kontrollü olarak,
insan müdahalesine gerek duymaksızın yapar.
Rejenerasyon esnasında bypass hattı üzerinden arıtılmamış sert su verebilen veya suyu kesebilen opsiyonel sistem alternatifleri mevcuttur.
Endüstriyel Reverse Osmosis Sistemleri
Reverse Osmosis sistemleri, günümüzde en yeni ve hızlı gelişen su arıtım teknolojisidir. Geçmiş yıllarda çok yeni ve pahalı olmasından dolayı sadece susuz bölgelerde deniz suyundan içme suyu elde etmede, ilaç ve kozmetik sektörü gibi yüksek kalitede suya ihtiyaç duyan işletmelerde kullanılmakta iken bugün işletim sistemlerinin basitleştirilmesi ve yeni teknolojilerle fiyatlarının uygun seviyelere gelmesi ile kullanımı yaygınlaşmıştır.
Endüstriyel ters osmos sistemleri,
� Şebeke ve acı kuyu sularının içme suyuna dönüştürülmesinde,
� Çok düşük iletkenliğe sahip sular ile üretim yapan proseslerde,
� Atıksu geri dönüşüm proseslerinde,
� Metal içeriği yüksek olan suların arıtımında,
� Deniz suyundan tatlı su elde edilmesinde tercih edilirler.
RO arıtım sisteminin temelinde yarı geçirgen membranlar vardır. Bu membranlar üzerindeki yarı geçirgen gözenek yapısı, saf suyun molekül çapından daha büyük, sudaki çözünmüş maddelerin molekül çaplarından daha küçük yapıya sahiptir. Membrana yüksek basınçlı su verildiğnde sadece saf su molekülleri ve sudaki eriyiklerin ancak %1-3�ü membran gözeneklerinden içeri nüfuz edebilir. Böylece sudaki eriyikler çaplarına bağlı olarak minimum %98 oranında tutulurken askıda katı partiküller, bakteri ve virüs gibi mikroorganizmalar süzülmüş olur. Gözeneklerden geçemeyen daha yoğun moleküllü su drenaja verilirken aynı zamanda membranın tıkanması önlenmiş olur. Yapılan işlem tamamen fiziksel olduğu için çevre dostudur.
R.O. sistemini kullanarak kaynak suyu kalitesinden daha iyi kalitede su elde edebilirsiniz.
� IDEAL Endüstriyel RO sistemleri PLC kontrollü ve tam otomatiktir, kullanımı pratiktir.
� Sistemin uzun süre hizmet verebilmesi, bakım ve koruma masraflarını en aza indirebilmek için konstrüksiyon paslanmazdan imal edilmiştir.
� Membran kılıfı isteğe bağlı olarak paslanmaz veya FRP seçilebilir.
� Yüksek basınç pompası dik milli santrifuj ve SS316 çeliktir.
� Flowmetre ve TDSmetre gibi sistem performansını anında gösteren aksesuarlardan kaçınılmamıştır.
� RO arıtım sisteminin her koşulda mükemmel çalışması ve giriş suyu kesilmelerine karşı pompayı korumak için giriş basınç sensörü, rezerv tankı dolduğunda sistemi kapatacak seviye kontrol sistemi vardır.
� Membranın uzun ömürlü çalışabilmesini sağlamak için autoflush (sistemde oluşabilecek tıkanmaları geciktirici otomatik yıkama vanası) ile sistem geri kazanımı ve pompa debi stabilizasyonunu sağlamak için recycling ayar vanası kullanılmıştır.
� RO sisteminin yüksek verimle çalışmasını sağlayacak koruyucu arıtım ve kimyasal dozlama sistemlerinin istenen su kalitesi ve debiye bağlı olarak hesabı uzman mühendis kadromuz tarafından yapılacaktır.
Yüksek iletkenlikli ham su beslemesi yapılan kazanlarda kondens blöfünün azaltılarak enerji tasarrufu sağlamak için kurulacak REVERSE OSMOSIS sistemi kendini 6 ile 15 ay gibi (ham suyun iletkenliğe bağlı olarak) bir sürede amorti edecektir.
TOSYÖV Çevre Projesi
2008 yılı ile birlikte Türkiye'de, AB ve onunla uyumlu Türk çevre mevzuaatı gereği Çevre Koruma Yatırımları büyük hız kazanacak. Türkiye buna hazırlanıyor.
İstanbul Dudullu Organize Sanayi Bölgesinde Çevre Koruma Refleksini Güçlendirme, Örgütlenme ve bölge Katı Atık Yönetim Sistemi Oluşturmaya Hazırlık Çalışma Projesi sürüyor.
TOSYÖV İstanbul Destekleme Derneği'nin İdtanbul dudullu Organize Sanayi Bölgesi'nde yürüttüğü, AB destekli projede eğitim çalışmaları önemli bir yer tutuyor. Yoğunluk yönünden Türkiye'nin en büyük organize sanayi yerleşkesi olan bölgede, bir yandan çevre bilinci ve koruma reflesini güçlendiren bilgiler ve detaylar, fabrikalardan gelen işletme çevre sorumlusu katılımcılara aktarılırken bir yandan da işletmelerin bir bütün olarak bölgenin çevre envanteri konusunda veriler toplanıyor.
Avrupa Birliği tarafından finanse edilen, koordinasyonu Devlet Planlama Teşkiletı Müşteşarlığı tarafından yapılan, Birleşmiş Milletler Kalkınma Teşkilatı tarafından izlenen ve OSB'nin iştirakçi olduğu proje uygulamasında önemli saptamalar yapılıyor, şöyle ki;
Katı atık toplayan lisanslı firmalar, sürekli denetim altında tutuluyor.
İzmit izaydaş, tehlikeli atıkları toplama tekel olmasına rağmen kapasite sorunu yaşıyor ve bu da tehlikeli atıkların uzaklaştırılmasında aksamalara yol açıyor. Ayrıca tehlikeli atıkları için yetkili toplayıcı firmalar belli bir kapasite dolmamışsa gelmiyolar ve bu da sanayi tesisleri için uzun süreli depolanma sorunlarına yol açıyor.
Belediyeler konu ile ilgili yeterince örgütlenmiş ve donatılmış durumdan uzak oldukları gibi uygulamada yetki karışıklığı oluşuyor.
Sorunlardan biride arıtma tesislerinde biriken çamuru belediyer çöp kabul edip almıyorlar.
En büyük sorunda bölge içinde bir fabrikanın atıgını başka bir fabrika kullanabilecekken bu atık çöp olarak düşünülüyor.
Çevre Sorunları Araştırma Uygulama
Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi, 2547 Sayılı Kanunun 2880 sayılı kanunla değişik 7/d-2 maddesi uyarınca kurulmuş ve Merkez Yönetmeliğinin 22 Ekim 1990 tarih ve 20673 sayılı resmi gazetede yayımlanması ile faaliyete başlamıştır.
Merkez, Çevre Sorunlarının bilimsel olarak belirlemek, çözüm yöntemlerini geliştirmek ve uygulamak, çevre bilincinin gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla kurulmuş olup, bu çerçevede çevre bozulmasına yol açan her türlü çevre kirliliğini ve çevre değişimlerini araştırmakta, çözümler önermekte, üniversite içinde her düzeydeki çevre eğitiminin niteliğini geliştirici çalışmalar yapmaktadır. Üniversitenin çevre ile ilgili bilim dallarında temel ve uygulamalı araştırmalar koordineli olarak düzenlenmektedir. Ayrıca Üniversite dışında kamu ve özel kuruluşların çevre sorunları ile ilgili başvurulan ele alınmakta bunlar üzerinde araştırmalar ve projeler yapılmaktadır.
Merkez, Karadeniz Kıyılarının Kirlilik Envanteri ve Çözüm Önerileri ile ilgili, uluslararası bir projeyi Çevre Bakanlığı ile koordineli olarak yürütmektedir.
Merkezimiz şu ana kadar Samsun ve civar illerden gelen analiz ve kirlilik inceleme talepleri yanında ulusal ve uluslararası boyutta iki büyük projeyi tamamlamıştır. Birincisi Kızılırmak Deltası'nın yönetimini kapsayan "Kızılırmak Deltası Yönetim Planı Projesi" dir ve Çevre Bakanlığınca desteklenmiştir. 1994-1996 yılları arasında yürütülen bu çalışmada deltanın kirlilik durumu incelenmiştir. İkinci proje uluslararası bir projedir ve Kocaeli'den Hopa'ya kadar olan Karadeniz sahilinde kirlilik izlenmesini kapsamaktadır. 1995 yılında başlayan bu projenin 1997 yılı sonuna kadar üç aşaması tamamlanmıştır. Bunlar şöyledir: Projenin birinci aşaması Birleşmiş Milletler tarafından desteklenmiş ve "Black Sea Region Land-Based Routine Pollution Monitoring Programme" adı altında yürütülmüş ve 1995 yılında tamamlanmıştır. Bu projenin nihai raporu United Nations Office for Project Services (UNOPS)'e sunulmuştur. İkinci aşama T.C. Çevre Bakanlığınca desteklenmiş ve "Ulusal GEF Çevre Koruma ve Yönetimi Sürekli Kirlilik İzleme Kara Kesimi Projesi" dir. Bu kapsamda Karadeniz sahilinin yukarda belirlenen sınırlar içinde envanteri çıkarılmış ve belirlenen noktalardan alınan numunelerde kara kökenli kirlilik incelemesi yapılmıştır. 1995-1996 yıllarında yürütülmüş olan bu çalışmanın sonuç raporu Çevre Bakanlığına sunulmuştur. Projenin üçüncü aşaması yine Çevre Bakanlığınca desteklenmiş ve belirtilen Karadeniz sahilinde karakökenli kirleticiler incelenmiş, yüzme ve içme suyu kalitesi araştırılmıştır. Bu üçüncü kısmın sonuç raporu da 1997 yılı sonunda Çevre Bakanlığı'na sunulmuştur.
Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED), belirli bir proje veya gelişmenin, çevre üzerindeki önemli etkilerinin belirlendiği bir süreçtir. Bu süreç, kendi başına bir karar verme süreci değildir; karar verme süreci ile birlikte gelişen ve onu destekleyen bir süreçtir. Yeni proje ve gelişmelerin çevreye olabilecek sürekli veya geçici potansiyel etkilerinin sosyal sonuçlarını ve alternatif çözümlerini de içine alacak şekilde analizi ve değerlendirilmesidir.
ÇED'in amacı; ekonomik ve sosyal gelişmeye engel olmaksızın, çevre değerlerini ekonomik politikalar karşısında korumak, planlanan bir faaliyetin yol açabileceği bütün olumsuz çevresel etkilerin önceden tespit edilip, gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamaktır.
ÇED’in temel görevi, projelerle ve gelişmelerle ilgili karar vericilerin daha bütünsel, yani karara etkiyecek birden fazla faktörü göz önüne alır bir şekilde daha sağlıklı karar vermelerini sağlamak için, onlara projelerden kaynaklanabilecek çevresel etkileri net bir şekilde göstermektir.
ÇED, projelerle ilgili bütün ilgili tarafların bir araya geldiği ve görüş, kaygı ve önerilerini ortaya koyabildikleri demokratik ve şeffaf bir süreçtir. İlgili taraflar bu süreç içerisinde ortaya koydukları teknik bilgi ve görüşlerle projenin en optimal şekilde gelişimine katkı sağlarlar.
İyi işleyen bir ÇED sürecinin şeffaf tabiatı sayesinde, halka/diğer ilgili taraflara danışarak ve olabildiğince gerçekleştirilmesi istenen projeye ilişkin ve geniş çapta bilgi toplayarak, projenin uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek olası problemler, henüz projenin tasarım aşamasında çözülebilir veya hafifletilebilir. Bu yolla (bazen öngörülen) problemlerin pek çoğu, fiili uygulama başlamadan çözülmeye çalışılır ve böylelikle maliyetli zaman kaybı önlenmiş olur.
Önerilen projeye getirilen çeşitli alternatiflerin ÇED çalışması kapsamında incelenmesi, çevresel faydaları arttırırken, proje sahibinin maliyetlerini azaltabilecek başka seçenekler de sunabilir. Halkın katılım süreci sayesinde, ilgili taraflar, proje sahibi ve kamu kurum kuruluşları arasında güven duygusu oluşturur ve katılımcı tabiatı sayesinde de ÇED süreci, o ülkenin genel demokratik sürecine katkıda bulunur.
Faydalarını kısaca özetlemek gerekirse:
- Tasarım aşamasında ortaya çıkabilecek olumsuz durumları önceden görerek “etkisiz hale getirmesi için gerekli tedbirleri ortaya koyması, olumsuz etkilerin minimize edilmesini sağlaması”
- Proje sahibi için maliyet-azaltıcı seçenekler sunması,
- Karar verme sürecine yönelik daha güvenilir, bütünsel ve işbirlikçi bir yaklaşım , demokrasiye katkı.
Sonuç olarak;
1969 yılında ABD’de yürürlüğe giren Ulusal Çevre Politikası Kanunu (National Environmental Policy Act) kapsamında dünya ile tanışan ve gerek ABD, gerek AB ülkeleri, gerekse diğer dünya ülkelerinde halen en etkin çevre yönetim aracı olarak yerini alan ve gün geçtikçe de bu yeri sağlamlaştıran ÇED, ülkemizde 7 Şubat 1993 tarihinden bu yana uygulanmaktadır.
Türkiye’de sağlam bir çevre yönetimi oluşturmanın esas temelini ÇED sürecinin yasal, kurumsal ve teknik altyapı açısından güçlendirilmesi teşkil etmektedir.
ÇED'İN ANA İLKELERİ
Planlama süreciyle bütünleştirme
Çevresel değerlendirme süreci, çevresel konuların dikkate alınmasını sağlamak için, planlama süreciyle bütünleştirilmelidir. İdeal bir durumda, değerlendirme projenin hazırlık süreciyle bütünleştirilir. Bu aynı zamanda değişik kısımlardan sorumlu ekiplerin veya kişilerin birbirlerinin çalışmalarına etkin şekilde katılmaları veya projeyi hazırlayanlarla değerlendirmeyi yürütenler arasında daha yakın temas ve bilgi alışverişi sağlamak anlamına gelir.
Mümkün olan en erken aşamada diyalog
Çevresel değerlendirme karar verme sürecinin mümkün olan en erken aşamasında uygulanmalıdır. Sürecin doğru şekilde çalışması açısından, değerlendirme verilerinin projenin hazırlanması sırasında elde olacağı şekilde bir zamanlama gereklidir. ÇED’in projeye ilişkin kritik kararlar verildikten sonra başlatılması, proje tasarımını, resmi olarak kabul edilmiş olmasa bile, değiştirilmesi zor bir hale getirmektedir.
Sorumluluk
Proje sahibi, proje hedefleri gerçekleştirilirken etkileri indirgemek açısından en iyi konumda bulunduğu için, ÇED Raporunu hazırlamakla sorumludur. Proje sahibi, çevresel hedeflerin gerçekleştirilmesinden sorumlu olan çevre makamlarıyla işbirliği yapmalıdır.
Karar verme
ÇED Raporu karar vericilere, proje teklifiyle birlikte sunulmalıdır. Yetkili makam, karar verilirken raporu da göz önünde bulundurmalıdır. Yetkili makam, teklif edilen bir plana ilişkin karar verdiği zaman, çevresel etki değerlendirme raporuna açık şekilde atıf yapmalıdır.
Siyasi irade ve bilginin doğru kullanımı etkili bir ÇED süreci için gereklidir. Aksi taktirde, değerlendirme süreci ve çevresel değerlendirme ile proje hazırlığı arasındaki bağlantı tüm ilgili tarafların açık, geniş ve şeffaf katılımıyla çok başarılı şekilde yürütülse bile, karar verme üzerindeki etkiler zayıf olabilir. Bu durumda geleneksel ve ekonomik tercihler ön plana çıkabilir ve değerlendirmedeki önerilerin önüne geçebilir. Çevresel değerlendirmeyi başlatma ve kullanma konusundaki siyasi iradenin artırılması için şu araçlar kullanılabilir:
- Politikacıların ve kamuoyunun yeterli bilince sahip olmaları;
- Çevresel konular üzerine eğitim,
- Karar vericilerin üzerinde baskı oluşturmak üzere, karar verme sürecinde şeffaflık.
Danışma ve katılım
Projelerin çevresel değerlendirmeleri sürecinde ilgili tarafların geniş katılımı önem arzetmektedir. Halk da çevresel değerlendirme sürecine katılmalıdır. İlgili ve etkilenen gruplar projelerin çevresel değerlendirme sürecindeki adımlardan ve mevcut katılım fırsatlarından haberdar olmalıdır. Çevresel değerlendirme sürecinin sonuçları bu grupların anlayabileceği şekilde kendilerine iletilmelidir.
Esneklik
ÇED süreci danışma ve katılımdan sağlanan girdilere uygun şekilde cevap verebilmelidir.
ÇED prosedürü bu nedenle esnek olmalıdır.
Danışma ve halk katılımından elde edilecek muhtemel sonuçların tahmin edilmesi
Erken bir aşamada ve sıkça ilgili gruplar ve kurumlarla iletişim kurulması, sinyallerinin alınması ve ÇED sürecinin net bir şekilde açıklanması;
Beklenmedik sonuçlara cevap verebilmek için danışmanlarla kısa dönemli veya çerçeve sözleşmeler yapılması.
Demokrasi
Çevresel değerlendirmenin, bir ülkede projelere ilişkin karar verme sürecindeki demokrasi düzeyini yükseltebileceği görülmektedir: çevresel değerlendirmenin, değişik politika alanları ile devletin değişik düzeyleri ve halk katılımı arasında temin edeceği tutarlılık nihai olarak bu iyileşmeyi sağlayabilir.
ÇED Raporu ve Süreci
Gerçekleştirmeyi planladıkları faaliyetleri sonucu, çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmelerin çevreye yapabileceği tüm olumsuz etkileri göz önünde bulundurularak, çevre kirlenmesine sebep olabilecek artık ve atıkların ne şekilde zararsız hale getirileceğini ve bu hususta alınacak tedbirleri belirten rapordur.
ÇED Yönetmeliğine göre, ÇED Raporuna tabi kurum, kuruluş ve işletmeler özelliklerine göre iki gruba ayrılmıştır. Birinci grupta yönetmeliğin EK-1 listesinde yer alan veya Bakanlıkça "ÇED Gerekli"dir kararı verilen bir proje için özel bir formata göre hazırlanacak ÇED Raporu yer alır.
İkinci grupta ise, yönetmeliğin EK-2 listesinde yer alan projelere ÇED uygulanmasının gerekli olup olmadığının belirlenmesi amacıyla, proje sahibi, bir dilekçe ekinde Ek-IV’ e göre hazırlayacağı üç adet Proje tanıtım dosyası ve eklerinde yer alan bilgi belgelerin doğru olduğunu belirtir taahhüt yazısını ve imza sirkülerini Bakanlığa sunar. Bakanlık, proje için hazırlanan proje tanıtım dosyasını Ek-IV de yer alan kriterler çerçevesinde toplam yirmibeş işgünü içinde inceler. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerde eksikliklerin bulunması halinde bunların tamamlanmasını proje sahibinden ister. Bu süreç sonucunda ÇED Gerekli" veya "ÇED Gerekli Değildir" kararı verilir. ÇED gerekli değildir kararı alınan faaliyetler için 5 iş günü askıda ilan ve halkın bilgilendirilmesi yapılır ve 5 yıl içinde yatırıma başlanmalıdır.
ÇED Raporu hazırlanması gerektiren faaliyetler için; Bakanlık, planlanan faaliyetin belirtilen yerde gerçekleştirilmesinin Mevzuat açısından uygun olup olmadığına, ilgili kamu kurum ve kuruluşlar nezdinde yapacağı araştırma sonucunda karar verir. EK-1 listesinde yer alan faaliyetler için proje tanıtım dosyasının uygunluğu, halkın katılımıyla oluşturulan özel format yatırımcıya verilir ve bunun sonucunda hazırlanan ÇED Raporu Bakanlığa sunulur. EK-2 listesinde yer alan faaliyetler için ÇED gerekli kararı verilmişse, ÇED prosedürü uygulanır.
ÇED gerektiren faaliyetler için hazırlanan proje tanıtım dosyası Bakanlığa sunulur. Bakanlıkça uygunluk yönünden incelenir ve inceleme Değerlendirme Komisyonu (İDK) kurulur. IDK Genel Değerlendirme Toplantısı ilgili kurum ve kuruluş temsilcileri Bakanlık yetkileri ile proje sahibi ve/veya temsilcilerinden oluşur. Komisyonun Kapsam belirleme toplantısından önce, halkı yatırım hakkında bilgilendirmek, projeye ilişkin görüş ve önerilerini almak üzere proje sahibi tarafından projenin gerçekleştirileceği yerde Bakanlık ile mutabakat sağlanarak belirlenen tarihte, halkın katılımı toplantısı düzenlenir. Çevresel Etki Değerlendirmesi sürecinden önce proje sahibi tarafından, halkı bilgilendirmek amacıyla anket, seminer vb. çalışmalar yapılabilir. Komisyon çalışmalarından önce halkın katılımı sağlanmış olur. Komisyon tarafından projeye ilişkin olarak hazırlanacak olan ÇED Raporunun formatı belirlenir. Halkın Katılımı Toplantısındaki görüş ve öneriler de dikkate alınarak özel format ile Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporunu hazırlayacak çalışma grubu belirlenir. Halkın Katılımı, Bilgilenme, Kapsam Belirleme ve Özel Format verme işlemleri, 12 işgünü içerisinde tamamlanır.
Özel formata uygun olduğu tespit edilen Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu, proje sahibi tarafından yeterli sayıda çoğaltılarak Bakanlığa sunulur. Bakanlık, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporunu incelemek ve değerlendirmek üzere yapılacak toplantının tarihini ve yerini belirten bir yazı ekinde raporu komisyon üyelerine gönderir.
Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporunu incelemek isteyenler, Bakanlık merkezinde veya İl Çevre ve Orman Müdürlüğünde duyuru tarihinden itibaren raporu inceleyerek proje hakkında Bakanlığa veya Valiliğe görüş bildirebilirler. Valiliğe bildirilen görüşler Bakanlığa iletilir. Bu görüşler komisyon tarafından dikkate alınır. İnceleme, değerlendirme sürecinin tamamlanmasından sonra bildirilen görüşler dikkate alınmaz.
Komisyon Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporunu, ilk inceleme değerlendirme toplantısından sonraki on işgünü içinde inceler ve değerlendirir. Komisyonun değerlendirmeleri, üyeler tarafından imzalanmış bir tutanakla saptanır.
Nihai ÇED Raporu ile diğer belgelerin Bakanlığa sunulmasını takiben, inceleme Değerlendirme Komisyonu'nun Rapor hakkındaki kararını esas alarak, Bakanlık "ÇED Olumlu Karan" ya da "ÇED Olumsuz Karan" verir. 5 iş günü askıda ilan edilir ve 5 yıl içerisinde yatırıma başlanmalıdır.
-------------------------------------------------------------------------------------------------
16 Aralık 2003 ve 25318 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ÇED Yönetmeliği Ek-1 listesinde yer alan faaliyetleri gerçekleştirecek gerçek ve tüzel kişiler ÇED Raporu hazırlamakla yükümlüdürler.
ÇED Raporu hazırlanması sürecinde hazırlanacak raporun kapsamının belirlenmesi amacı ile hazırlanacak olan proje tanıtım genel formatı açıklanmıştır.
ÇED Yönetmeliği Ek III
PROJE TANITIM GENEL FORMATI
Başlık Sayfası :
Proje sahibinin adı, adresi, telefon ve faks numarası:
Projenin adı:
Proje için seçilen yerin adı, mevkii:
Raporu hazırlayan çalışma grubunun / kuruluşun adı, adresi, telefon ve faks numaraları:
Raporun hazırlanış tarihi:
İçindekiler listesi:
Bölüm I: Projenin tanımı ve amacı
Proje konusu yatırımın tanımı, ömrü, hizmet amaçları, önem ve gerekliliği,
Projenin fiziksel özelliklerinin, inşaat ve işletme safhalarında kullanılacak arazi miktarı ve arazinin tanımlanması.
Önerilen projeden kaynaklanabilecek önemli çevresel etkilerin genel olarak açıklanması (su, hava, toprak kirliliği, gürültü, titreşim, ışık, ısı, radyasyon vb.)
Yatırımcı tarafından araştırılan ana alternatiflerin bir özeti ve seçilen yerin seçiliş nedenlerinin belirtilmesi.
Bölüm II: Proje için seçilen yerin konumu
Proje yeri ve alternatif alanların mevkii, koordinatları, yeri tanıtıcı bilgiler.
Bölüm III: Proje yeri ve etki alanının mevcut çevresel özellikleri
Önerilen proje nedeniyle kirlenmesi muhtemel olan çevrenin; nüfus, fauna, flora, jeolojik ve hidrojeolojik özellikler, doğal afet durumu, toprak, su, hava, (atmosferik koşullar) iklimsel faktörler, mülkiyet durumu, mimari ve arkeolojik miras, peyzaj özellikleri, arazi kullanım durumu, hassasiyet derecesi (EK-V deki Duyarlı Yöreler listesi de dikkate alınarak) ve yukarıdaki faktörlerin birbiri arasındaki ilişkileri de içerek şekilde açıklanması.
Bölüm IV:Projenin önemli çevresel etkileri ve alınacak önlemler
1- Önerilen projenin aşağıda belirtilen hususlardan kaynaklanması olası etkilerinin tanıtımı. (Bu tanım kısa, orta, uzun vadeli, sürekli, geçici ve olumlu olumsuz etkileri içermelidir.)
a) Proje için kullanılacak alan,
b) Doğal kaynakların kullanımı,
c) Kirleticilerin miktarı, (atmosferik koşullar ile kirleticilerin etkileşimi) çevreye rahatsızlık verebilecek olası sorunların açıklanması ve atıkların minimizasyonu.
2- Yatırımın çevreye olan etkilerinin değerlendirilmesinde kullanılacak tahmin yöntemlerinin genel tanıtımı
3- Çevreye olabilecek olumsuz etkilerin azaltılması için alınması düşünülen önlemlerin tanıtımı.
Bölüm V: Halkın katılımı
1- Projeden etkilenmesi olası halkın belirlenmesi ve halkın görüşlerinin ÇED çalışmasına yansıtılması için önerilen yöntemler,
2- Görüşlerine başvurulması öngörülen diğer taraflar,
3- Bu konuda verebileceği diğer bilgi ve belgeler,
Bölüm VI: Yukarıda verilen başlıklara göre temin edilen bilgilerin teknik olmayan bir özeti
YENİ ÇEVRE YASASI
Yeni Çevre Yasasının İşletmelere Getirdiği Yükümlülükler
* Arıtma tesisi kurmayanlar ile kurup da çalıştırmayanlara 60 bin YTL para cezası verilecek.
* Arıtma tesisi kuranların tesiste kullandıkları elektrik tarifesi yarıya kadar indirilecek.
* Bundan böyle, liman, tersane, marina gibi işletmeler kendi atık ve atıksu arıtma tesisini yaptıracak.
* Çevreye zarar verebilecek işletmeler çevre yönetim birimi kuracak veya yetkili kurumlardan hizmet satın alacak.
* Zehirli varil olayında olduğu gibi, yasadaki koşullar dışında tehlikeli atıkları toplayan, taşıyan, bertaraf eden ve ömrü dolan bertaraf tesislerini kapatmayanlara 100 bin YTL'den 1 milyon YTL'ye kadar para cezası.
* Yasak atıkları toprağa verenlere 24 bin YTL. Konutlar için 600 YTL para cezası.
* Çevre cezalarını artık valilik değil bakanlık görevlileri kesecek.
* İdari yaptırımlar, Türk Ceza Yasası'ndaki hapis cezalarının uygulanmasına engel oluşturmayacak.
Çevre Mühendisliği Nedir?
Çevre Mühendisliği bu genel çerçeve içinde şu şekilde tanımlanabilir :
“Çevre Mühendisliği, yerel ve küresel ölçekte, insanları çevrenin, çevreyi de insanların olumsuz etkilerinden korumak, insan sağlığı ve refahı için çevre koşullarını iyileştirmek yönünde temel bilimsel kavramları uygulamaya koyan mühendislik dalıdır.” Her iki tanımda ortak olan en önemli nokta, bilginin uygulamaya konma sürecidir.
Bu tanım temel alınarak geliştirilen Çevre Mühendisliği Programı, gelişen teknolojiyle ortaya çıkan toprak, su ve hava kirliliğinin giderilmesi konusunda yapılacak çalışmaların tasarımı, projelendirilmesi ile insan sağlığı ve refahına uygun çevre koşullarının sağlanması konularında eğitim ve araştırmalar yapar. Çevremizdeki etkinlikler arasında yaşam için gerekli uyumu bozan etmenleri ortaya çıkarma ve yeni uyumsuzluklara yol açmadan bunları ekonomik olarak giderme amacını taşır.
Çevre mühendisleri, gerçekleştirilen tüm üretim-tüketim etkinliklerinin insan sağlığına, refahına ve doğal dengeye zarar vermeyecek biçimde düzenlenmesi için gereken önlemleri araştırır, her çeşit atık ve artıkların canlı ve cansız varlıklara zarar vermeye başladığı sınır değerleri saptar, yerleşim merkezlerinin su şebekesi, kanalizasyon gibi altyapı sistemlerinin insan sağlığına en uygun biçimde inşa edilip işletilmesi için gerekli önlemlerin alınması için çalışır.
Çevre Mühendisinin Görevleri…
Çevre Mühendisinin görevlerini bir kaç grupta toplamak mümkündür.
(1) ÇEVRE YÖNETİMİ ve ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ
Doğal ortamlar yeryüzündeki yaşamın sürdürülebilmesi için en önemli kaynaklardan birisidir. Bu kaynakların tanımlanması, özelliklerinin belirlenmesi ve insan kullanımı sonucu oluşacak kirliliğin etkilerinin azaltılması, kontrolü veya minimize edilmesi için biyolojik, kültürel, sosyal ve ekonomik koşulların da dikkate alınarak gerekli çevresel kararların verilmesi, alınması gereken önlemlerin planlanması ve uygulanması, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporlarının hazırlanması, etüt ve danışmanlık hizmetlerinin yapılması, çevre mühendislerinin temel görevleri arasındadır.
(2) RİSK ANALİZİ ve YÖNETİMİ
İnsan sağlığı ve ekolojik sistemler üzerinde kimyasalların oluşturduğu risklerin değerlendirilmesi, oluşabilecek tehlikelere uygun cevap verebilecek, tehditlerin etkisini ve olma ihtimalini azaltacak hazırlıkları, prosedürleri ve kontrolleri teşhis etmek de çevre mühendislerinin görevleri arasındadır.
(3) SU VE ATIKSU ALTYAPI TESİSLERİNİN TASARIMI ve İŞLETİLMESİ
Gerek evlerde, gerek sanayide, gerekse tarımda kullanılacak suyun miktarının ve kalitesinin saptanması, kaynağından sağlanması, kullanıma uygun hale getirilmesi (su arıtımı), kullanım sonrası uzaklaştırılması, çevre kirliliğine yol açmayacak şekilde arıtılması (atık su arıtımı), çevre yönetiminin önemli bir safhasıdır. Bu işlemleri sağlıklı bir şekilde yürütmek için gerekli altyapı tesislerinin tasarımı ve işletilmesi de çevre mühendisinin görev alanına girer. Bu altyapı tesisleri su arıtma tesisleri, atık su arıtma tesisleri, su, atık su ve yağmur şebekeleridir.
(4) HAVA KİRLİLİĞİ KONTROLÜ ve YÖNETİMİ
Özellikle yoğun yerleşim bölgelerinde hava kirliliği kaynaklarının (bu kaynakların başlıcaları ısınma ve üretim amaçlı yakıt kullanımı ve taşıma araçlarıdır) ve hava kalitesinin belirlenmesi, hava kirliliğinin önlenmesi için bu kaynakların kontrol altına alınması çevre mühendisinin görevlerinden biridir.
(5) KATI ATIK KONTROLÜ ve YÖNETİMİ
Günümüzde giderek artan ve çeşitlenen tüketim malzemeleri ve modern yaşam, beraberinde çok ciddi bir katı atık sorunu ortaya çıkarmıştır. Katı atıkların geri kazanılmaları ve yeniden kullanılmaları, geri kazanılamayan kısmının ise insan ve çevre sağlığını tehdit etmeyecek şekilde uzaklaştırılması çevre mühendislerinin bir başka görevidir.
(6) TEHLİKELİ ve ZARARLI ATIK KONTROLÜ ve YÖNETİMİ
Özellikle endüstrilerden kaynaklanan tehlikeli atıkların toksin etkilerinin azaltılması ve önlenmesi, geri dönüşümünün sağlanması ve bertaraftı, işletmelerde kullanılan her türlü kimyasal maddenin malzeme güvenlik ve bilgi formlarının düzenlenmesi, tehlikeli atıklarla ilgili ulusal ve uluslararası mevzuatların takip edilmesi, tehlikeli ve toksin atıkların uluslararası ithalat ve ihracatının takibi çevre mühendislerinin en önemli görevleri arasındadır.
(7) GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİ KONTROLÜ ve YÖNETİMİ
Kent gürültüsünü artıran sebeplerin başında gelen, özellikle yoğun trafiğin yaşandığı bölgelerdeki araç gürültülerinden, belediye sınırları içerisinde bulunan endüstri bölgelerinde oluşan gürültülerden oluşan ve önemli bir çevre sorunu olan gürültü kirliliğinin önlenmesi çevre mühendislerinin görevleri arasındadır.
(8) ÇEVRESEL ETKİNLİKLERİN EKONOMİK ve HUKUKİ BOYUTLARI
Çevre korunmasının ve insanların çevrenin zararlı etkilerinden korunmasının ekonomik ve hukuki boyutları çok önemlidir. Çevre mühendisi, çevre ile ilgili yasa ve yönetmelikleri yorumlayabilmeli, ulusal ve uluslararası yayınları ve mevzuatları takip edebilmeli, ekonomik analizler yapabilmeli, çevre projelerini ekonomik, sosyal ve hukuksal yönden kıyaslayabilmelidir.
(9) ISO STANDARTLARI
(10) AVRUPA BİRLİĞİ UYUM YASALARI ÇERÇEVESİNDE İSTİHDAM ZORUNLULUKLARI
Çevre Mühendislerinin Görev Alabilecekleri Yerler…
(1) BELEDİYELER
Belediyelerin halka götürdüğü hizmetlerin çoğu, çevre mühendislerinin görev alanına girmektedir. Su ve Atık su Arıtma Tesisleri, Katı Atık Toplama, Geri Kazanım ve Bertaraf Sistemleri, Şehir içi Su ve Kanalizasyon Şebekesi bunlara birer örnektir.
(2) İLLER BANKASI, DEVLET SU İŞLERİ, ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI, ÇEVRE ve ORMAN BAKANLIĞI İL MÜDÜRLÜKLERİ, BÜYÜKŞEHİR BELEDİYELERİ (İZMİR İÇİN İZSU ÖRNEĞİ), HIFZISIHHA GİBİ ÇEŞİTLİ KAMU KURULUŞLARI
Ülkemizde pek çok altyapı tesisinin kuruluşunu gerçekleştirmekte olan İller Bankası ve su kalitesinin izlenmesi gibi konularda çalışan Devlet Su İşleri bu çalışmaları yürütmek için çevre mühendislerine ihtiyaç duymaktadır. Ayrıca Çevre ve Orman Bakanlığı ve yan kuruluşları da çevre mühendisleri için iş olanakları yaratabilirler.
(3) ENDÜSTRİYEL TESİSLER ve KURUMLAR
Çevre Kanunu ve bu kanuna bağlı yönetmeliklerin çıkması ile, sanayi kuruluşları çevre kirliliğine yol açacak atıklarını kaynağında önlemek, geri kazanmak, arıtmak ve bertaraf etmek zorunda kalmışlardır. Pek çok sanayi kuruluşu için bu işlemler, çevre korunmasının yanı sıra hammadde geri kazanımında da yararlı olmaktadır. Dolayısıyla endüstriyel tesisler çevre mühendisleri için çok önemli bir iş sahasıdır.
(4) ÇEVRE TEKNOLOJİLERİ ve HİZMETLERİ ÜRETEN ÖZEL KURULUŞLAR
Günümüzde pek çok özel kuruluş, çevre kirliliğini önlemek için teknoloji üretmekte ve danışmanlık hizmetleri vermektedir. Bu tür kuruluşlar çevre mühendislerine gereksinim duymaktadırlar.
(5) ÇEVRE KORUNMASINDA GÖNÜLLÜ KURULUŞLAR
Toplumda çevre bilincinin gelişmesiyle, çevre korunmasına katkıda bulunan sivil toplum örgütlerinin etkinlikleri ön plana çıkmaktadır. Doğal Hayatı Koruma Derneği (DHKD), Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA) ve Türkiye Çevre Vakfı (TÇV) bunlardan bazılarıdır.
ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİNİN ALTIN KURALLARI
“Var olan hiçbir maddeyi yok edemezsiniz, arıtım yaparak dahi…Peki, arıtım ne işe yarar?”
2-Arıtım için 2 şey gereklidir : Teknoloji (mühendislik) ve Para
3-Ç.O. doğanın kanunu gereği az bulunur
4- Dolayısıyla anaerobik ortam oluşur.
“Anaerobik süreç de bir arıtımdır. Peki, o zaman neden istenmez?”
5- Bazı arkadaşlarımın ısrarı üzerine : Seyreltme de arıtımın bir parçası olabilir.
“Zaten arıtımda sıfır deşarj yapmıyoruz ki”
6- Büyük güçler de hata yapabilir. İşte örnekler :
Avrupa ve Amerika’da çok sayıda atıksu arıtma, çöp depolama, vs. tesisi kurulmuş ve başarıyla işletilmekte fakat ülkemizde kötü örnekler var :
i- Odayeri (İstanbul) katı atık depo sahasını planlayan Amerikalı şirket, çöpümüzle ilgili birçok analiz olmasına rağmen yaptığı sızıntı suyu hesabı 5-10 kat kadar hata ile gerçekleşmiş ve bazı işletme problemlerine (dolayısıyla maliyete) yolaçmıştır (Kaynak : Odayeri (İstanbul) katı atık depo sahası projeleri)
ii- Benzer şekilde Bursa-Demirtaş depo sahası gazından elektrik elde edilmesi projesinde, yabancılar tarafından hesaplanan gaz miktarının sadece %30 kadarı elde edilebilmekteymiş (Kaynak : UKAK Kongresi, İzmir 2001)
iii- Fransız bir firmanın yaptığı Elmalı barajındaki terfi pompalarının yanlış (daha büyük) seçiminden dolayı kaynaklanan bakım - servis ve elektrik enerjisi maliyeti her sene son model bir mercedes otomobile denk geliyor... Tolga SEMERCİ - Çevre Mühendisi
7- Gelişmekte olan ülkelerin Sanayileşmiş ülkelerin seviyesine ulaşması imkansız denebilecek derecede zordur :
According to Grau (1994), countries with low annual per capita gross national product (GNP), <$1000-2000, not only lack the resources to construct treatment plants but also cannot maintain them. Meanwhile, only about 3% of a country's GNP can realistically be spent on environmental protection (World bank). Taking as an example of 6 eastern European countries (the average GNP in 1990 was 1985 $/c-year) and assuming that 1.5% of the GNP could be spent on wastewater disposal and treatment plants, the calculated average period to meet EU water quality standards will be 80 years. If the average depreciation time of a treatment plant is 20 years, the minimum GNP of about $2000/inh.y is needed to safeguard basic communal wastewater treatment (secondary or equivalent).
7a- Hangi Ülkeyi İzlemeliyiz :
GNPsi bizden 10 kat fazla olan ABDyi değil tabiî ki. “Ayağını yorganına göre uzat” diye yüz yılların birikimi ile söylenmiş atasözümüz var. Fakat ne yazıkki, üst düzey yöneticilerimiz zengin olan ABDye özenip aynısını yapmaya kalkıyor, böylece kıt olan kaynaklarımız da heba olup gidiyor (her şehre havalimanı kampanyası ve Isparta’da otlayan inekler örneğini veririz hep).
Tayvan, G.Kore gibi ülkeleri de yakalamamız artık epeyce zor. Güzel bir örnek var, Brezilya. Low-cost bir kompost tesislerinin tanıtım filmini gördüm, gerçekten uygulanabilir. Bizdeki gibi computerler ile automize edilmiş değil. Yetersiz kaynakları olup çevre açısından güzel örnekler sunabilen bir ülke. İzlememizde fayda var.
8- Arıtma Büyük Maliyetleri Gerektirir :
Boston, Massachusettes ve Los Angeles’ta atıksu arıtımı ve uzaklaştırılması için tahmini, aylık 100 $/hane’lik harcama gerekecektir. (W.F.Garber, WST, 26,7-8,1992)
9- Çöplerin Düzensiz Depolanması :
Ülkemizde, yayın sayısı artığına göre Lab. Bilimi ilerliyor ama uygulamada basit fakat önemli olan çevre …
10- Şehir Arıtma Tesislerinin Verimi Nasıl Denetlenebilir
Büyükşehirlerdeki sanayi arıtım tesisleri denetimi ve deşarj (KÖP ücreti) buna bir cevap olabilir. ABD EPA’ya baktığımızda :
Subject: public WWTPs controlling
How public WWTPs are controlled by government (e.g., in the USA), or should be?
Any info. or web site? Thank you in advance.
----------------
US Environmental Protection Agency (USEPA) sets the standards. Plants are issued permits, usually for 5 years. System is called the National Pollution Discharge Elimination System (NPDES). In most cases the actual permitting authority is delegated to the states. Example, we are issued our permit from the Wisconsin Department of Natural Resourses. For a brief intro, see the USEPA NPDES website at http://cfpub.epa.gov/npdes/. Hope this gets you started.
11- Risk ve Ekonomik Analiz Önemli
Society in general accepts death rates of 1 in 8,000 for road accidents, and 1 in 25,000 from playing soccer (Toplumun kabul ettikleri) and yet risks from pesticides in drinking water of 1 in 700,000 or nuclear accidents from power stations of 1 in 10 million are not. Views can change, the 1 in 200 risk from smoking is not now acceptable to a large section of the community.
(Financial implications for water customers Dr Rowena J Tye, United Kingdom)
The human and socioeconomic costs of unmanaged and under-managed domestic waste are also very high. In India, the 1994 plague epidemic resulted in a loss of tourism revenue estimated at $US 200 million; in Peru, a recent cholera epidemic resulted in an estimated loss amounting to three times the expenditure on water and sanitation for the entire country over the preceding 10 years; and in Shanghai, China a recent major outbreak of hepatitis A was attributed to sewerage contamination.
(Cities Feeding People CFP REPORT SERIES Report 27Community-Based Technologies for Domestic Wastewater Treatment and Reuse: options for urban agriculture by Gregory D. Rose Spring 1999)
12- Doğanın düzeni : Anaerobik + Aerobik
(Bilimin teknoloji ve mühendislik yoluyla insan yararına sunulması gerekiyor, biz yapabiliyormuyuz)
Hollandalı uzman Lettinga nın yazısını okuyordum, anlamak için 2-3 kere okumakta fayda var. (Water Science & Technology Vol 52 No 1-2 pp 1–11) Sağolsun, bizim bilim adamlarımızın yerine zengin olmayan Ülkeleri düşünüyor, yüzlerce bilimsel makalesinin arasında bizim gibi zengin olmayan ülkelerdeki arıtım sistemi nasıl olmalı diyerek düşünce üretiyor (İlginçtir, bizim gibi ülkeler için arıtım sistemi nasıl olmalı diyerek düşünce üretenler de genelde yabancı bilim adamları, ayrıca bkz. Containment landfills: the myth of sustainability A. Allen, Department of Geology, University College Cork, Cork, Ireland, Engineering Geology 60 (2001) 3±19 )
Lettinga, öncelikle, doğanın düzeni gereği organik atıkların doğal ortamlarda anaerobik olarak ayrıştığı üzerinde durmuş. Bu düzenin bir hikmeti var diyerek düşünmeye başlamış, gerçekten de suya oksijen vermek ucuz değil.
Ayrıca, Lettinga bununla da kalmayıp, zengin ülkelerdeki şirketlerin (özellikle ABD gibi) şubeleri vasıtasıyla sadece kendi pahalı aerobik sistemlerini pazarladığını ve bu yüzden zengin olmayan ülkelerin yeterli ve sürdürülebilir arıtma sistemlerine sahip olamadığını söyleyebilecek kadar cesaretli.
------------
Diğer bir makale de ilginç.
Waste Manage Res 2005: 23: 20–31
The effect of food waste disposers on municipal
waste and wastewater management
Natasha Marashlian
Mutasem El-Fadel
Department of Civil and Environmental
University of Beirut, Lebanon.)
13- Zengin Ülkelerdeki Arıtım Tesisleri=Sanayi üretim gücü
Ülkemizde bilimin güçlenebilmesi için öncelikle laboratuarlarımızdaki teknolojik aletlerin Türkiye’de üretilebiliyor olması gerekir. 90’lı yıllarda Kuzey Avp.nın bir kısmındaki tesisileri gezmiştim, 2006 yılında ise Hamburg'un kanalizasyon ve atıksu arıtma tesislerini inceledim. Bu sefer, tesis bilgilerinden çok nasıl bu kadar ilerleme sağlamışlar diye irdelemeye çalıştım. Biz de sakız gibi çiğnenen, bilimde ilerleme kaydederek sağlarız lafını göremedim, bu ülkelerin ilerlemesi tamamıyla sanayi üretim gücüne bağlı. Nasıl ki şehrin her yerini metro ağıyla örmüşler, arıtım tesisleri de bilimden önce sanayi üretim gücüyle sağlanmış. Bizim Üniversitelerimiz, bilim adamlarımız önemli olduklarını düşüne dursunlar, eğer biz üretim gücümüzü 5-10 kat kadar büyük oranlarda arttıramazsak bilim adamlarımızın ve üst düzey yöneticilerimizin çocukları dahi zengin ülkelerdeki teknolojiye ve arıtımın yüksekliğine hayran hayran baka kalacaklardır.
14- Uygulanabilme :
Yeni bir şey duydum, yeni bir şey öğrendim : Bir öğrencimiz tanık olmuş; bir fabrikada, arıtma tesisini yapan firma fabrika sorumlusuna güzel bir fikir vermiş. Arıtma sorumlusu “çamurumuzu ne yapacağız” diye sorunca; firmadaki mühendis, “Bir gün son çökeltim havuzuna doldurursunuz, kanalımız tıkandı diyerek Belediye vidanjörüne haber verirsiniz” demiş. Böylece emek ve para sarfettiğiniz arıtma artığı çamur zahmetsiz ve kolay bir yol ile denizlere ve yediğimiz balıklara ulaşabilir.
Sonuç olarak, AB’ye uyum için birçok yönetmelik hazırlayan Bakanlığımıza ve il teşkilatlarına daha çok iş düşüyor. Yönetmelikleri çıkarmak da zor bir çalışmadır ama bunları uygulayabilmek, halka benimsetmek, denetlemesine yapabilmek, bilinçlendirme ve ceza sistemini ülkenin gerçeklerine göre dengelemek, bunlar çok daha önemli konular.
15- Developing Countries : Turkey, Ürdün, etc.
(Başlığı görenler dille ilgili ukalalık yaptığımı zannedebilir, hayır kasti olarak yazdım. Türkiye'de araştırmaların sadece İngilizce makaleler ile yayınlanmasını zorunlu koşan hocalarımız dili bu hale getirtiyor)
Genelde hep Batı kitapları ile eğitildiğimiz için developing countryleri bilmeyiz, öğrenmeye de çalışmayız (bu grupta yer alan kendi ülkemizi de)
Fırsat oldu, Ürdün'ü gezdik. İşte öğrendiklerimiz :
Jordan is a country of 5.5 million inhabitants in which 60% of the population are served by 19 domestic sewage treatment plants distributed all over the country (WAJ,2002). Activated sludge treatment systems constitute 47% of the available technologies, while 26% of the plants use trickling filters and the other 26% depend on waste stabilization ponds (WAJ, 2002).
Energy consumption in activated sludge systems in Jordan range between 2.1-2.3 kWhr/m3 of treated wastewater (WAJ, 2000) compared with 0.77 kWhr/m3 of wastewater treated in Japan (Hu et al., 2000).
Peki arıtım verimleri nasıl? Kağıt üzerinde iyi gösterebiliyorlar fakat bizdeki gibi arıtma çamurunu hiç bir tedbir almadan open dumping ettiklerini gizle(ye)miyorlar. Peki, bizdeki gibi, çamurlardan çevreye su sızıyor ise neyi niçin yaptınız, neyi arıttınız? İşte size cevaplamanız için güzel sorular.
Yapılan bizdeki gibi Batıyı kopya (etmek) edememek (daha doğrusu). Atasözü vardır, AYAĞINI YORGANINA GÖRE UZAT. Bizdeki gibi onların da üst düzey yöneticileri Batılı ülkeleri görünce, "biz de bunlar gibi yapmalıyız" diyor ve kısıtlı ülke gelirlerini göz boyayacak birkaç tesis için harcıyorlar ama ya düzgün yapamıyorlar yada düzgün işletemiyorlar. Sonuçta ineklerin otladığı havalimanları veya sazların yeşerdiği Kağıthane su arıtma tesisleri ortaya çıkıyor. Bu da ülkeye çifte zarar veriyor; hem mevcut kaynaklar harcanıp geleceğe para kalmıyor hem de yapılan tesisler çöpe gidiyor.
Gelecek nesilde de Batıya özenmeye devam...
Sıralama dışı bir madde :
Bizim yöneticilerimiz ve sanayicilerimiz “Ülkemiz hızla ilerliyor, bakın tekstil sektöründe nasıl ilerledik” derler. Oysa gayet normal bir süreç olarak sanayileşmiş ülkeler artık teknolojik sektörlerde çalışıp, kirlilik çıkaran sektörleri gelişmekte olan ülkelere bırakmaktadırlar. Bir bilgisayar parası ile kilolarca tekstil eşyası alabilirsiniz. Tabii ki biz de bu süreçten geçmek zorundayız. Bizim burada yapacağımız bu sektörlerde daha önce elde edilen gelişmiş bilgileri alıp ülkemizde uygulamaktır..
Alıntıdır..
Bildiğiniz üzere, insan haftalarca aç kalabilir, ancak 2-3 günden fazla susuz kalamaz. Su en önemli besin maddemizdir ve günde ortalama diğer besinlerle de beraber olmak üzere 2.5 litre alınması gerekir. Diğer taraftan günlük su gereksinimimiz yalnız bu içme suyundan oluşmamakadır. Bunun yanısıra temizlik, yemek pişirmek ve benzeri işler için istanbul’da kişi basına yaklaşık 175 litre su tüketilmektedir, istanbul’un şu anki nüfusu gözönüne alındığında günde yaklaşık 2 milyon metreküp su gerekmektedir, ve mevcut kaynaklarla bu miktar karşılanamamaktadır.
Durum böyleyken, yapılan su kesintileri ve şebeke dağıtım sisteminin eskimiş olması, şebeke suyuna olan güvensizliği beraberinde getirmiştir. Aslında en önemli problem su, belediye tarafından şebekeye verildiğinde başlamaktadır. Belediye belli havzalarda topladığı suyun sertliğini azaltıp partikül filrasyonunu yaptıktan sonra suyu şebekeye vermektedir. Asıl problem bundan sonra başlamaktadır. Eskimiş haldeki su boruları kirliliğe neden olmaktadır. Nasıl mı? Yukarıda da belirttiğim gibi sadece istanbul’da 2 milyon metreküp suya ihtiyaç vardır. Ve karşılanamamaktadır. Yapılan su kesintileri yüzünden su borulannda negatif basınç (vakum) oluşmaktadır, daha sonra da dışarıdan içeriye sızma olmaktadır. Kirlilik başlar.
Ayrıca bu su kargaşası içerisinde bir de su istasyonları problemi baş göstermiştir. Denetimsizlik ve yetki kargaşası durumu zorlaştırmıştır.
Sonuçta görülüyor ki fertler kendi başlarının çaresine bakmak durumunda kalmışlardır.
İsterseniz içme suyunu neler kirletir bir de ondan bahsedelim.
Suda bulunabilecek kirlilikleri organik, inorganik ve mikrobiyolojik olmak üzere üç ana gruba ayırmak mümkündür.
Organik Kirleticiler: Sulara insansal, hayvansal ve bitkisel kaynaklı olmak üzere bulaşabilirler. Bunların içinde özellikle insansal olan sentetik organik kimyasallar insan sağlığına çok zararlıdır.
Su kaynakları; çöp depolama alanlarından, yakıt ve kimyasal madde tanklarından olan sızıntılardan, tarım ilaçları kultanımından ve endüstriyel atıklardan kolaylıkla etkilenip kontamine olabilir. Söz konusu organik kirleticiler bazen dolaylı yoldan daha da zararlı bir halde karşımıza çıkabilirler. Örneğin, suda bulunan bu organiklerin bir kısmı şebeke suyunun arıtımında kullanılan klorla reaksiyona girerek kloroform gibi kanserojen maddelere dönüşmektedir.
inorganik Kirleticiler Suyun içinde bulunon en önemli inorganik madde sertliği oluşturan çözünmüş haldeki kalsiyum ve magnezyum tuzlarıdır.
Su kaynaklarında bulunan inorganik kirleticiler aslında toprakta bulunan Arsenik, Baryum, Flor, Sülfat, Radon, Radyum ve Selenyum gibi elementlerden oluşmaktadır. Endüstriyel faaliyetler de metallerin yüzey sularına karışmasına katkıda bulunurlar. Fosfat nitrat gibi parametrelere genellikle gübre kullanılan tarım alanlarındaki su kaynaklarında rastlanır. inorganik maddeler, içme sularına korozyon (aşınma) nedeniyle de karışmış olabilirler.
Korozyon su dağıtım sisteminin ve tesisatın kimyasal ve/veya fiziksel bir etkisiyle aşınması sonucunda bazı metal ve ametallerin suya bulaşması olayıdır. (Örn: Su borusunun paslanması). Sağlık açısından kesinlikle suda belli limitlerin altında kalması gereken metaller kurşun ve kadmiyumdur. Çinko, Bakır ve Demir de aşınmanın yan ürünleridir. Asbest-Çimento kanşımından üretilmiş boruların korozyonu sonucunda asbest de suya karışabilir.
Korozyon hem su dağıtım sisteminin ve tesisatın ömrünü azaltır, hem de mikrorganizmaların üremesi için uygun bir ortam yaratır.
Mikrobiyolojik Kirleticiler: Sudan gelen en büyük tehlike, mikrobiyolojik kaynaklı olanıdır. WHO (Dünya Sağlık teşkilatı) kaynaklarına göre ABD’de bile her yıl sudan kaynaklanan 69.000 hastalık vakası bildirilmektedir. Bu hastalıkların en önemli kaynağı foseptik ve kanalizasyondur.
Mikrobiyolojik bulaşma hem yeraltı, hem yerüstü sularında olabilir. Bu bulaşmaların neden olacağı bazı hastalıklar tabloda verilmiştir. Bu hastalıklardan bir çoğu son günlerde artış göstermiştir ve istanbul bulaşıcı hastalıkların yayılması için çok uygun bir ortam haline gelmiştir. Salgın olayı toplumda o anda mikrobik viral hastalık veya taşıyıcılarının bulunmasına bağlıdır. Bu kişilerin atıkları suya karıştığında hastalık kolaylıkla yayılma gösterir. Her yeni tifo, paratifo veya kolera vakası daha önce ortaya çıkmış başka bir olaydan kaynaklanır. Hastalık etkeni mikroorganizmaların bazıları uygun şartları bulduklarında aylarca suda yaşayıp, çoğalabilirler.
Hastalığa yakalanma riski ise; kişiye, yaşına, beslenme ve genel sağlık durumuna göre değişmekle beraber, bir tifo, dizanteri veya viral hepatit salgını durumunda toplumun büyük bir tehlikede olduğu aşikardır. Doğada sıkça rastlanan fakat patojen (hastalık yapıcı) olmayan diğer bazı mikroorganizmalar da özellikle savunma mekanizmaları zayıf olanlarda, örneğin bebeklerde ve yaşlılarda çeşitli hastalıklara neden olabilirler. Pseudomonas, Flavobacterium, Acinetobacter, Klebsiella ve Serratla gibi bakterilerle bulaşmış sular içme amaçlı olmasalar bile, temizlik amaçlı olarak kullanıldıklarında cilt, göz, burun ve boğazda enfeksiyonlara neden olabilmektedirler.

HAVA KİRLİLİĞİ
Saf hava, basta azot ve oksijen olmak üzere argon, karbondioksit, su buhari, neon, helyum, metan, kripton, hidrojen, azot monoksit, karbon monoksit, ksenon, ozon, amonyak ve azot dioksit gazlarinin karisimindan meydana gelmistir.
Atmosferin %78'ini olusturan azot orman yanginlari, simsek gibi dogal atmosfer olaylari ve yanma sonucunda meydana gelir. Atmosferin hacim olarak %21'ini ve agirlik olarak %23'ünü olusturan oksijen ise oldukça reaktif bir gazdir. Diger gazlar ise atmosfer hacminin %1'ini olustururlar.
Atmosferi olusturan bu gazlarin, en kararsiz olanlari su buhari ve karbondioksittir. Atmosferdeki su buhari miktari, denizler, göller, nehirler ve bitkilerden buharlasma ile artar ve bulutlardan sis, çig, yagmur olusumu ile de azalir. Su buharinin bu degiskenligi, uzun sürede, bu olaylarla biribirini öyle dengeler ki, su buharinin atmosferdeki miktari degismez. Karbondioksit ise normalde çok küçük yer teskil eden bir bilesendir. Insan ve hayvanlarin teneffüsü ve bitkilerin fotosentez olayi ile atmosferdeki miktari dengede tutulur.
Dogal olarak saf atmosfer az veya çok miktarda, büyük bölümü suni olan yabanci maddelerin üretimi ile kirletilir. Bunlarin basinda petrol ürünleri ve endüstriyel kirleticiler gelmektedir. Özellikle son yillarda, endüstriyel aktivitenin, sehirlesmenin ve nüfusun artmasi ile kirletici maddelerin kullanimi ve miktarida hizla artmaktadir.
Atmosfere dagilarak, onu kirleten kirleticiler kati, sivi ve gaz halindedirler. Çesitli kaynaklardan meydana gelen kirlilik maddeleri toz, is, sis, buhar, kül, duman vb. olarak havaya geçerler. Atmosferdeki bu kirleticiler, kirletici kaynaklarindan atmosfere dogrudan verilen kirleticiler ve bu kirleticilerle, atmosferik özellikler arasindaki kimyasal olaylar sonucu olusan kirleticiler olmak üzere iki sekilde bulunurlar. Atmosfere kirletici kaynaklarindan yayilan kirleticiler, kükürtdioksit, azot oksitler, karbon monoksit, hidrokarbonlar asili vaziyette bulunan kati partüküllerdir.
Bu kirleticilerle, atmosferik özelliklerin olusturdugu kimyasal reaksiyonlarin en önemlileri ise fotokimyasal olaylardir ki, bunlardan özellikle floroklorokarbonlar, günesten gelen zararli UV (ultraviole) isinlarina karsi yeryüzüne koruyan ozon tabakasinda büyük tahribata yol açmaktadir.
Dogal veya insan yapisi sonucu atmosfere karisan kirleticiler, her iki halde de atmosfere yayildiklari anda hizla kimyasal reaksiyonlar olustururlar ve hava akimlari ile karisir, dagilir, yayilir ve tasinirlar. Böylece kirleticiler, kaynaktan çikip, alicilara ulastiginda karakterleri degisebilir.
Genel olarak kirlilik, havadaki kati parçaciklar ve kükürtdioksit miktarina göre belirlenir. Oysa atmosferde olusan kimyasal olaylarda, organik maddeler büyük rol oynar. Çünkü organik maddeler, atmosferde ister reaksiyona girsinler, ister girmesinler kimyasal reaksiyonlarin çekirdegini olustururlar. Hava kirliligi denildiginde, kirleticiler ve bunlarin bulundugu atmosfer ortami ayni derecede rol oynar. Herhangi bir yerde hava kirliligi çalismasi yapildiginda, ilk olarak o bölgenin meteorolojik kosullari ve havanin kimyasal yapisi incelenmelidir.
HAVA KIRLILIGI KAYNAKLARI VE NEDENLERI
Bugün çok önemli bir çevre problemi olan ve özellikle insan sagligini etkileyen hava kirliligi ilk olarak, atmosfer bilesiklerinin degismesiyle baslamaktadir. Atmosfer, genellikle içerisine karisan toksinli maddeleri eriterek etkisiz hale getirmesine ragmen meteorolojik ve topografik sartlara bagli olarak devamli bir sekilde kirlenmektedir. Çesitli amaçlarla yakilan atesler, fabrika ve ev bacalarinin dumanlari, araçlarin egzost gazlari havaya zehirli gazlardan olan karbon monoksit, kükürt dioksit ve nitrik asit gibi gazlarin bol miktarda karismasina neden olur.
Hava kirliligine neden olan kirleticilerin, kaynaklarina göre hava kirliligi, tabii kaynaklardan meydana gelen kirlilik ve insan faaliyetleri sonucu suni kaynaklardan meydana gelen kirlilik olmak üzere iki sinifa ayrilir. Tabii kirliligi olusturan, dogada bulunan kirletici kaynaklarindan: tozlar, meteorlardan, yeryüzeyindeki büyük çöl alanlarindan ve kumluk alanlardan rüzgarlarla atmosfere tasinirlar; orman yanginlari ile atmosfere önemli miktarlarda duman ve zehirli gazlar karisir; foto kimyasal olaylarla azot dioksit; yanardaglardaki volkanik faaliyetler sonucunda kükürt dioksit, hidrojen klorur, hidrojen flörür; deniz çalkalanmasindan sodyum klorür sayilabilir.
Hava kirliliginde, tabii kirlilik kaynaklarindan çok suni kaynaklardan meydan gelen kirlilik önemlidir. Çünkü günümüzde insanlari en çok ilgilendiren, özellikle büyük yerlesim merkezleri ve sanayi alanlarindaki hava kirliligidir. Bu kirlilikte daha çok insan faaliyetleri sonucu meydana gelir.
Insan yapimi kirlilik kaynaklarini ise kabaca :
Ulasim
Kati yakitlar
Elektrik santralleri
Endüstri ve isinma için kullanilan yakitlar
Endüstriyel islemler olarak siralanabilir.
Insan tarafindan olusturulan kaynaklardan olusan bu kirlilik, bulunan bölgenin endüstriyel gelisimi, nüfusu, sehirlesme durumu gibi faktörlere bagli olarak degisim gösterir.
HAVA KIRLILIGININ ZARARLI ETKILERI
Hava kirliliginin, basta insan sagligi olmak üzere görüs mesafesi, meteryaller, bitkiler ve hayvan sagligi üzerinde olumsuz etkileri vardir.
Kati yakitlar ve akaryakit gibi karbonlu maddelerin tam yanmamasindan meydana gelen kati ve sivi parçaciklarin bir gaz karisimi olan duman, hava kirliliginin bir çesitidir ve görüs uzakligini azaltici bir etkiye sahiptir. Hava kirliliginin, sanatsal ve mimari yapilar üzerinde tahrip edici ve bozucu etkisi vardir. Bitkiler üzerinde ise öldürücü ve büyümelerini engelleyici olabilmektedir. Bu nedenle hava kirliligi hem canlilarin sagligi açisindan, hem de ekonomik yönden zarar vericidir.
Hava kirliliginin insan sagligi üzerindeki etkileri, atmosferde yüksek miktardaki zararli maddelerin solunmasi sonucu ortaya çikar. Insanlarin saglikli ve rahat yasayabilmesi için teneffüs edilen havanin mutlaka temiz olmasi gerekir. Havanin dogal yapisini bozan ve kirleten maddelerin baska bir deyisle kirli havanin solunmasi, özellikle akciger dokularini tahrip edici ve öldürücü olabilmektedir. Solunum yolu ile alinan hava içerisindeki parçaciklar ve duman, teneffüs esnasinda yutulur ve akcigerlere kadar ulasir. Solunum sisteminin derinliklerinde depolanan bu parçaciklar, akciger kanserlerine kadar varan hasarlar yapabilmektedir. Diger taraftan kömür ve diger yakitlarin yanmasindan olusan duman ve isin astim, çesitli burun ve bogaz hastaliklari hatta mide hastaliklari gibi özellikle solunum yollari ile ilgili hastaliklara belirli ölçüde sebep olabilecegi öne sürülmektedir. Siddetli hava kirliligine maruz kalinmasi durumunda, bunun insan sagligina olan etkisi ile hava kirliliginin düsük miktarlarina, uzun zaman maruz kalmanin etkileri farkli olmaktadir.
ÖNLEMLER
Özellikle sanayi merkezleri ve büyük yerlesim alanlari üzerinde daha çok hissedilen hava kirliliginin azaltilmasi amaciyla birtakim önlemlerin alanmasi gerekir. Bunlardan bazilarini asagidaki gibi siralayabiliriz:
- Sanayi ve is merkezlerinin mümkün oldugu kadar yerlesim merkezleri disina alinmasi
- Kisisel vasita kullanimi yerine toplu tasimaciligin yayginlastirilmasi ve elektrikli tasima araçlarinin gelistirilmesi ve kullaniminin artirilmasi
- Konutlarda yakit yakma tekniklerinin gelistirilmesi ve özellikle sanayi alanlarindaki bacalara, hava filtrelerinin takilmasi ayrica yakit olarak dogal gaz kullaniminin yayginlastirilmasi
- Sehir merkezlerindeki yogun trafigin çevre yollara aktarilmasi
- Agaçlandirma çalismalarinin artirilmasi, özellikle hava kirliliginin yogun oldugu yerlerde yesil alanlarin artirilmasi
- Sehir yerlesim planlarinda meteorolojik faktörlerin özellikle rüzgar durumunun gözönünde bulundurulmasi
- Halkin, hava kirliligi konusunda bilinçlendirilmesi için ilkögretimden baslamak üzere tüm okullarda ve sivil toplum örgütlerince bu amaca yönelik egitim programlarinin hazirlanmasi.

OMÜ ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ
Çevre Mühendisliği Bölümü, 1980 yılında Fen-Edebiyat Fakültesi bünyesinde kurulmuştur. 1982 yılında lisans eğitimine başlayan bölüm, 1986’da ilk mezunlarını vermiştir. 1993 yılında Mühendislik Fakültesi’nin kurulması ile Çevre Mühendisliği Bölümü Mühendislik Fakültesi’ne bağlanmıştır. Bölüm, 1992 yılında ikinci öğretim programına başlamış olup halen birinci ve ikinci öğretim olarak eğitimine devam etmektedir.
Günümüzde çevre problemleri hızla artmaktadır. Bu çevre problemlerinin belirlenmesi,
problemlere ekonomik ve mühendislik yaklaşımlarla çözüm bulunması çevre mühendisliği eğitiminin temel esasini oluşturmaktadır. Çevre Mühendisliği Bölümünün ilk iki yıllık lisans eğitimindeki konular temel mühendislik bilgilerini içermektedir. Son iki yılda ise çevre mühendisliği ile ilgili konular islenmektedir. Teorik ve pratik uygulamalar ile öğrencilerimiz çevre problemlerini tayin edebilme ve bu problemlere çözüm olabilecek projeleri geliştirebilme yeteneğine sahip olmaktadır. İlk iki yari yılda, farklı eğitim düzeylerinden gelen öğrencilerin eğitim düzeylerini ayni seviyeye getirmek için matematik, fizik, kimya gibi temel bilim dersleri verilmektedir. Daha sonraki yıllarda temel mühendislik ve mesleki dersler teorik ve uygulamalı olarak verilmektedir. Lisans eğitimi süresince öğrencilerin en az 130 kredi almaları gerekmektedir. Bu krediler fizik, kimya, matematik, ekonomi, çevre teknolojileri ve çevre bilimlerini içeren derslerden oluşmaktadır.
Eğitimlerinin 4. ve 6. yarıyılını tamamlayan öğrenciler üniversite, kamu kurulusu veya özel şirketlerde staj yapmaktadır. Staj ile öğrenci almış olduğu çevre mühendisliği eğitimini uygulamaya dönüştürmektedir. Bölümümüzün son sınıf öğrencileri her iki yarıyıl sonunda iki proje hazırlamaktadırlar.
1988 yılında ilk yüksek lisans ve 1994 yılında ilk doktora mezunu vermiştir.
Lisans üstü öğrenciler en az 21 kredili ders almak zorundadır. Yüksek lisans ve doktora öğrencileri danışman desteğiyle tez hazırlamaktadırlar.
Lisans ve lisans üstü mezunlarımız özel ve resmi kuruluşların laboratuar, projelendirme, arıtma tesisi işletim ve bakimi ve çevresel etki değerlendirmesi gibi konularda çalışma imkanı bulabilmektedirler.
Çevre Mühendisliğinin profesyonel çalışma alanlarından bazıları;
1. İçme suyu, atik su ve yağmur suyu gibi sistemlerin planlama ve projelendirilmesi
2. Kati, tehlikeli ve zararlı atıkların bertaraf
3. Çevresel etkilerin değerlendirilmesi ve risk analizi
4. Hava kirliliği kontrolü, değerlendirilmesi ve risk analizi
5. Çevresel yönetim ve planlama
6. Arazi ve yer altı kaynaklarının kirliliğe karsı koruma ve modellemesi
7. Gürültü kirliliği ve kontrolü
8. Çevresel yönetim sistemler